Enflasyon ve Gıda Fiyatları: Düşman Kardeşler?

SOSYAL MEDYADA PAYLAŞIN:

UZMAN GÖRÜŞÜ YAZI DİZİSİ I – HALUK TÜKEL

TUİK bir dizi göstergeyi mevsimsellikten arınmış olarak yayınlıyor, ama tüketici fiyatlarını böyle bir analize tabi tutumuyor. Bu eksiklik, kamuoyundaki tartışmanın sağlıklı bir temelde yapılmasını engelliyor. Oysa, tüketici fiyatlarının içerisinde %23,29 en yüksek ağırlığa sahip gıda ve alkolsüz içecekler iktisadi anlamda ciddi mevsimselliğe tabi bir mal grubu. Bu endeksin en yüksek seyrettiği aylar haliyle Ocak-Şubat-Mart kış ayları. Daha sonra Nisan ayından Temmuza kadar peyderpey düşüş gözlenir. Ve nihayet Temmuz-Aralık arası en düşük düzeylerinde bulunur.

Enflasyonu analiz ederken gıda fiyatlarının bu mevsimsel özelliğini dikkate almak lazım. Örneğin Ocak 2019’da gıda fiyatlarındaki aylık artış %6,89 olurken, mevsimsellikten arınmış rakam %2,07. Ocak 2018’de %1,70 karşılık %-2,87, 2017’de ise gene %6,78’e karşı %2,08 olmuş. Ocak ayı gıdada yüksek endekslerin gelmeye başladığı ilk ay. Hesaba göre Şubat ve Mart aylarında da bu rakam endeks bir kere Ocak ayında yükseldiği için %2’lere gerileyecek. Bir de meteroloji ve tabii afetlere bağlı olarak beklenmeyen “irregular” sıçramalar oluyor. Geöen sene, haziran ve eylül aylarına böyle 2 sıçrama yaşanmış.

O nedenle, gıda fiyatlarının enflasyonun genel eğilimine katkısı açısından olaya bakmak daha sağlıklı olur. Yıllık yüzde artış rakamları, bizi yıllık bir eğilim hakkında bilgi sahibi yapar. Oysa şu anda enflasyon ne durumda diye bakacak olursak mevsimsellikten arınmış aylık rakamların, yıllıklandırılmış haline bakmamız gerekiyor. Geçen seneden bu yana gıda fiyalarında %31,98 lik bir eğilim üzerinde olabiliriz, ama şu anda Ocak 2019’da gıda enflasyonundaki hızımız %9,49. Yani arabamız şu anda %9,49 hızıyla gidiyor, ama son 1 yılda %31,98’lik yol katetmiş. Buna karşılık Temmuz 2018 da yıllık eğilim %19,88 iken hız % 58,93 imiş. Demek ki, gıda fiyalarındaki hız Temmuzdan bu yana %60’lardan %10’lara gerilemiş durumda. Gıda fiyatları da haliyle enflasyondaki gerilemeye katkısını yapmış bulunuyor.

Gıda fiyatlarının enflasyon hedefine kalıcı bir katkı yapması arzu ediliyorsa o zaman soruna daha farklı yapısal bir perspektiften bakmakta fayda var. Tarım sektörünün sorunları, uluslararası standartlara göre olan çalışan başına düşük katma değer düzeyiyle yakından ilgili gözüküyor. Tarım sektörünün özelliği şurada yatıyor: Sektör sanayiye hem hammadde, hem de işgücü sağlayan bir konumda. Ayrıca ülkenin gıda güvenliğini de sağlıyor. Kaldı ki, tarım ve gıda sektörü bir bütün olarak ele alındığında dış ticaret fazlası veren “ihracatçı” bir özelliğe sahip. Her ülke bunun bilinciyle kendi tarım ve gıda sektörünü el üzerinde tutuyor. Elbette önemli destekler sağlıyor ama verimli olmasına, teknoloji ve inovasyon içermesine, bu sayede şirketlerin büyümesine ve dünya piyasasında söz sahibi olmasına
çalışıyor. 2017 yılında cari dolar fiyatlarıyla çalışan başına 9 bin 608 dolara geriledik. Dünya ölçeğinde verimsiz ama 55 milyar dolarlık oldukça büyük bir tarım sektörüne sahibiz. Üretim sadece %2,5-3 artabiliyor. İşgücümüzün % 19’u hala tarım sektöründe.

Destekler konusuna gelecek olursak, tarım sektörü, piyasa bozucu etkisi olmayan iyi tasarlanmış tarımsal destekle ayakta durur. Dünya fiyatlarının yüzde 30 üzerinde “Piyasa Fiyat Desteği” bu yaklaşıma ters bir politika. Tarım sektörüne yapılacak yatırımların verimlilik artışlarına yol açabilmesi için, “Piyasa Fiyat Desteği” payının azaltılıp, “Genel Hizmet Desteği” (Arge ve İnovasyon) payının artması gerekiyor.