Merkez Bankası Bağımsızlığı

SOSYAL MEDYADA PAYLAŞIN:

UZMAN GÖRÜŞÜ YAZI DİZİSİ – HALUK R. TÜKEL (SEDEFED EKONOMİ DANIŞMANI)*

Piyasa ekonomisinin işleyişinde değeri istikrarlı bir para birimine ihtiyaç oluyor. İngiliz Merkez Bankası’nın 1694 yılında kurulmasından bu yana, ulusal para birimi üretiminde “Tekel” sahibi merkez bankaları ekonomik hayatımızın ayrılmaz parçası…Hepsinin de ortak misyonu paranın değerini korumak…Nominal ücretlerin ödenmesiyle hayatına başlayan para birimi, o gelirin mal ve hizmetlere tüketim amaçlı harcanmasıyla yaşam döngüsünü tamamlıyor. Harcanmayan kısmı tasarruf olarak yoluna devam ediyor, o birikim de yatırım harcamalarıyla döngüsünü tamamlıyor. Görüldüğü gibi, para, mal ve hizmet değişimine aracılık ediyor, tasarruflar için değer birikimi sağlıyor. Bu döngülerin aksamaması, yani ekonomik ve mali krizlerin ortaya çıkmaması, istikrarlı bir para birimine bağlı ve bunun sorumluluğu merkez bankalarında..

Nihayet ulusal para biriminde “Tekel Sahibi” merkez bankasının arkasında devlet otoritesi mevcut. Bunun en anlamlı açıklaması, ABD dolarının üzerinde ifadesini buluyor. “Bu banknot, kamu veya özel tüm borçlar için yasal ödeme aracıdır!” (“This note is legal tender for all debts, public and private!)” Yani borç ödemesinde hiçbir gerçek veya tüzel kişi, Türk lirasını borç karşılığında kabul etmemezlik yapamaz. Eskiden cezası ölümdü, çünkü kralın iradesine karşı gelmekle eş anlamlıydı.

Elbette alacaklı da, borç ödendiği zaman parasının değerinin korunduğundan emin olmak ister. Dolayısıyla, Merkez Bankası, “Paranın Bekçisi”dir. “Bekçilik”, hem saygın ve itibarlı bir kurum, hem iyi eğitilmiş personel, hem de güçlü liderlik gerektirir. Bu açıdan, Merkez Bankası başkanı, “Paranın Bekçisi” olarak, güçlü irade sahibi, tepeden tırnağa silahlı, güven veren, güvenilir ve kendisinden çekinilen, hatta korku salan bir karakterde olmalıdır. İktidarlar, karşılığı olmadan, yani yetersiz rezerv ve (ya) vergi toplamadan harcama yapmaya kalkarlarsa, Merkez Bankası başkanını rüyalarında kabus olarak görmeliler…Merkez Bankası bağımsızlığı, dengeli ve kapsayıcı bir iktisadi kalkınmayı hedefleyen, gelişmiş özgürlükçü bir refah toplumu olmanın gerekli ve yeterli şartıdır. 

Bu nedenle merkez bankalarının “Bağımsız” olması, yani siyasi dokunulmazlıklarının olması, ama işlemleriyle ilgili şeffaf, hesap verebilir ve misyonları çerçevesinde sorumluluk sahibi olmalarını doğal karşılamak gerekir. Bağımsız bir Merkez Bankası ile enflasyonla mücadelenin daha başarılı olduğu bilinen bir gerçektir. Siyasetçiler, genellikle seçim öncesinde, kısa vadede, parasal genişlemeyle ekonomiyi destekleyip makro dengeleri (2017’de yaşadığımız gibi) bozup, ekonominin uzun vadeli istikrarını tehlikeye atarlar. Ekonomi, gereksiz bir şekilde “Dur-Kalk” devreleri yaşamak mecburiyetinde kalır. Burada para politikası hedeflerini ekonominin gereklerine göre belirleyen kurumsal, hukuksal, operasyonel, mali bağımsızlığa sahip bir Merkez Bankası ve görev süresi seçim dönemlerini aşan bir “Merkez Bankası Başkanı”nın varlığı, istikrarın garantisi oluyor. Yani kötü günlerde, yeri sağlam, Hükümet’in yanlış uygulamalarına set çekebilecek ve yetenekli ve cesur bir Merkez Bankası Başkanına ihtiyaç var.

Grafiğimizde, 1930 yılında “Dünya İktisadi Buhranı”nın yarattığı siyasal bunalım ortamında  kurulan[1] Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın, kuruluşundan bu yana, başkanların görev süreleri ve önde gelen gelişmiş batı ülkelerinde “Guvernör” lerinin yasal görev sürelerini izlemek mümkün.

  

Türkiye’de 3 yıldan (2 dönem imkanı), 5 yıla (2 dönem imkanı) çıkarıldı, sonra Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemiyle 4 yıla (2 dönem imkanı) indirildi ve ataması, üçlü kararnameden cayılmasıyla cumhurbaşkanı tarafından tek imzayla yapılır hale geldi. Bu yasama ve yürütme arasındaki istişareden ve ortak akıldan yoksun düzenlemenin sonucu olarak, Türkiye son 3 yılda, 3 Merkez Başkanı gördü. ABD “Federal Reserve (FED)” başkanı’nın ataması 4 yıllık, ama kurumun federal kurumsal yapısı ve hukuki statüsü bankaya tam bir bağımsızlık sağlıyor. FED Guvernörleri, 2-5 dönem (8-20 yıl) görev yapıyorlar.

Türkiye (1970-1985)-15 yıllık dönemde karma ekonomiden özel girişimin sürüklediği serbest piyasa ekonomisine geçiş için sancılı bir dönem yaşadı. (1985-1995)-10 yıllık dönemde ise, AB’ye 1987 tam üyelik başvurusu sonrasında, 1995 AB’yle “Gümrük Birliği”nin gerçekleşmesi ve 2005 “Tam Üyelik” müzakerelerinin başlayabilmesi için, -Kopenhag Ekonomik Kriterlerine[2] uyum açısından- piyasa ekonomisine işlerlik kazandırmak amacıyla hukuksal ve kurumsal altyapı reformlarına girişildi.

Para ve kredi alanında Merkez Bankası’nın misyonunun yeni ve modern bir bakış açısıyla ele alınması (para politikasını yürütülmesi, mali sistemin gözetimi ve denetimi, ödeme sistemlerinin işletilmesi) için 1987 yılında göreve gelen Dr. Rüşdü Saracoğlu, bu konuda bir gelenek oluşturmak istedi. (1960-1990) 30 yıllık dönemde, ortalama 3 yıl görev süresiyle 10 başkan görmüş Merkez Bankası, Dr. Saracoğlu’yla 6 yıllık bir görev süresine şahit oldu ve başkanın görev süresi de yasal olarak 5 yıla çıkarıldı.

Türkiye’de modern, saygın ve güçlü bir merkez bankacılığının tesisi açısından, Saracoğlu reformunun başarılı olduğunu söylemek doğru olacaktır. Nitekim, Gazi Erçel, Süreyya Serdengeçti, Durmuş Yılmaz ve bir ölçüde Erdem Başçı, Saracoğlu ekolüne mensup Merkez Bankası yöneticileridir. Bu gelenek, (1995-2015)-20 yıllık döneminde istikrarın önemli bir unsuru olmuştur. Bankanın İdare Merkezini, Hükümetten uzağa, borsanın, mali piyasaların ve özel banka genel merkezlerinin bulunduğu, Türkiye’nin ekonomik başkenti olan İstanbul’a taşıma düşüncesi de o zamanlar ortaya atılmıştır.

Biz, enflasyonu yenmek, mali piyasalarda ve banka sisteminde güven ortamını tekrar sağlamayı istiyorsak, Merkez Başkanı başkanını 6-8 yıllık bir görev süresiyle donatmamız, kollektif bir atama ve görevden alma yöntemini tekrar benimsememiz şart gözüküyor. En azından, bağımsız bir Merkez Bankası, Hükümet’in ekonomi ve maliye yönetimi işini oldukça kolaylaştırır. Bu konuda istekli, arzulu, kararlı ve cesur olmakta ülke yararı var.  

*Uzman Görüşü yazı dizisi konusunda uzman kişilerin gündeme ilişkin bilgilendirme ve yorumlarını içerebilir. Bu yazı dizisi SEDEFED görüşlerini temsil etmeyebilir.

KAYNAKÇA

1 İlhan Tekeli ve Selim İlkin, “Para ve Kredi Sisteminin Oluşumunda Bir Aşama Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası” TCMB Ankara, 1981, https://www.academia.edu/31751420/Para_ve_Kredi_Sisteminin_Olu%C5%9Fumunda_Bir_A%C5%9Fama_T%C3%BCrkiye_Cumhuriyet_Merkez_Bankas%C4%B1

2 “AB üye adayı ülke, İşleyen bir piyasa ekonomisinin varlığını ve Birlik içinde piyasa güçleri ve rekabetçi baskı ile başedebilecek kapasiteyi garanti eden kurumların istikrarını sağlamış olmalıdır.”